Man between the railwaysAşağıda bir zamanlar www.yenibiris.com‘dan bulduğum ve reklamcı Ali Atıf Bir‘e ait olan eski ama güzel bir yazı çıktı arşivimden. Yazının başlığını unuttum, sanırım üniversiteden yeni mezun olmuş insanların karşılaştığı sorunlarla ilgili. Aslında bu kişinin söyledikleri hâlen geçerliliğini bence koruyor ve sadece yeni mezunların olduğu kadar iş arayışında da geçerli sorunlar. Copy-paste haldedir ona göre:

1.İletişim problemi (Diplomasız iletişim sorunu biraz çekilebilir. Ama hem iletişim sorununuz var, hem de diplomanız varsa, hiç kimse kahrınızı çekmez): İnsanlar uyumlu, fedakar ve mütevazi kişilikleri seviyor, onlara yaklaşıyor ve onları işe alıyor. Ama burnunuz havada, taviz vermeyen bir edada, kendini beğenmişlik derecesinde bir hırsa sahipseniz, o işyerine adaptasyonunuz zor olacağı için, baştan engellenirsiniz.

2.Kendini mesleki olarak güncelleme ve yenileme eksikliği: Maalesef insanlar o meslekteki en iyileri bilmiyor. Onlardan ders almıyor. Onlarla görüşmüyor. Diyelim mimar olmuş ama dünyanın ve Türkiye’nin en iyi mimarlarını tanımıyor. Onlarla görüşmüyor. Onları takip etmiyor. Peki, bu insan kendini nasıl geliştirecek?

3.Mesleki literatüre hakim değiller: Mesleki bir dergi takibi, basın ve literatür takibi yapmıyorlar. Bu da, onların bilgilerine olan güveni sarsıyor. Ya da mesleklerine olan bağlılıkları konusunda şüphe uyandırıyor.

4.Okumuyorlar: Türk ve dünya klasiklerini, kişisel gelişim kitaplarını, iş başvurusu yaptıkları sektörle ilgili kitapları… Kısacası hiçbir şey okumuyorlar.

5.Mesleki oda, dernek ve sivil toplum kuruluşlarının kapısından içeri girmiyorlar: Ortak faaliyetlere katılmıyorlar. Organizasyonları takip etmiyorlar. Çevrelerini genişletmiyorlar. Kendilerini gösterebilecekleri bu tür organizasyonlardan uzak duruyorlar.

6.Fuarlara ilgi duymuyorlar: Kendi meslekleri ile ilgili fuarları takip etmiyor ama araba fuarlarını kaçırmıyorlar.

7.Kişisel bakım, diksiyon ve imajlarına dikkat etmiyorlar: Aman dikkat! Şirketler robot aramıyor, insan alıyor. Ama maalesef bunu en çok reklamcılık, HW/SW – IT sektöründeki kişilerde çok daha fazla görüyorum. Nasıl olsa bir mesleğe sahip oldukları için, hayatın iletişim ve imaj kısmına pek dikkat etmiyorlar. Bu da, onca kalabalık arasında fark edilmelerini zorlaştırıyor.

8.Başvuru yaptıkları şirketi tanımıyorlar: Şirketle ilgili görüşme öncesi hiçbir çabaya ve zahmete girmiyorlar. Bu da, “demek ki bu eleman bizi önemsemiyor” fikrini uyandırıyor (Unutmamakta fayda var: Önemsersen önemsenirsin!).

9.Yüksek maaşla başlamak istiyorlar: İş dünyası “hak ettiğini peşinen vereyim, sen de aldığın kadarıyla çalış” mantığını ile yürümüyor. İş dünyası, “önce ispat et, sonra ben sana ödeyeyim” mantığı ile işliyor. Düşük bir maaşı kabul edip, sonra kendisini ispat ederek kariyerinizde yükselecekken, yüksek beklentiler, işi yokuşa sürüyor.

10.İş verene güven vermiyorlar: Dünyanın en büyük fotogrametrik harita şirketine girdiğimde 3 yıl koşulsuz iş akdi sözleşmesi imzalamıştım. Her ne olursa olsun, 3 yıl şirkette kalacaktım. Ve kaldım da. Baştan iş verene verilecek bu tip bir süre sözü, işverenin size olan bakışını değiştirecektir.

11.Sosyal yaşantı eksikliği: Hayatın içine girmeden, kıyısından köşesinden geçmiş olma izlenimi, iş vereni tedirgin ediyor. Sorulan kişiler tanınmıyor, belli bir iş dünyası ve sosyal yaşama dair birikim sağlanmadığı için önemli şahsiyetler tanınmıyor. Bu, büyük bir dezavantaj. İlgisiz ve kayıtsız bir eleman imajı doğuruyor.

12.“Network” eksikliği: Gördüğüm kadarıyla iş ferdi ve şahsi olarak aranıyor. Hiç kimse onca okul arkadaşını, eski mesai arkadaşını ve kendi aile ve sosyal çevresini iş bulma sürecine dahil etmiyor. Bu konuda ortak bir “network” olarak çabalamıyor. Bir elin nesi var, iki elin sesi var diye boşuna denmemiş. Mutlaka en azından eski okul arkadaşları ile birlikte bir ortak çaba, çok daha büyük faydalar getirecektir.

13.Yabancı dil eksikliği: Dil bilmeden, kariyer çok zor. Hatta imkansız!

14.Yurtdışı tecrübe eksikliği: Aman hocam, işsiz güçsüz halimizle yurtdışına nasıl gidelim, demeyin sakın. 99 Euro’ya üç günlük yurtdışı turları var. Siz yeter ki isteyin. Bisikletle Türkiye’ye gelen, hatta sırtında uyku tulumu ile gelen turistleri görünce, azmin ne demek olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Advertisements